Benim yalnızlığım insanlarla dolu. Diyerek başlıyorum yazıma. Gerçekten etrafımda bu kadar fazla insan varken nasıl yalnız kalabildiğime şaşırmıyor değilim. Bu her ortamda kendimi rezil edebilme yeteneğimle aynı sınıfta yer alıyor galiba.
Neden yaptığımı bilmiyorum ama soyutluyorum kendimi insanlardan. Tek kurtarıcım kulaklığım oluyor, bir sürü gereksiz insanın olduğu yerde.
Aslında konuşmak benim en iyi yaptığım işlerden birisi tiyatroda doğaçlama yeteneğim oldukça gelişti tabi bide kendi kendime ve sayın Tanrı'yla konuşmalarımda var. Ama insanlarla bir araya gelince ne onları dinleyebiliyorum nede konuşmak geliyor içimden. Düşündüğüm,yaşadığım ve hissettiklerimi hep içime atıyorum. Biriktiriyorum onları beynimde ve kalbimde.
Evet bu insan sevmeyen yaratığa, kendini sevdiren de var, o apayrı bir konu ordada aynı durumdayım. Her ne kadar ağzımdan konuşmasamda gözlerimle insanlara çok şey anlatabildiğimi düşünüyorum. Ama bu konuşamam ve dış görünüşümden nefret etmemle birlikte gelen özgüvensizlik batırıyor beni.
Neyse sonuçta bu boş konserve kutusu aslında ağzına kadar dolu hatta hava bile kaçırmaya başladı ama bunu anlayabilen yok. Çünkü boş konserve kutusu insanlar ona ilişmesin diye hep gülüyor ve pozitif enerji saçıyor ama her nekadar inkar etsemde bende bir insanım yoruluyorum ara sıra ve o zaman boş konserve kutusu somurtup,sakinleşiyor ve gerçek yüzünü gösteriyor fakat tam o anda gelip ona moral vermeye çalışan(!) insanlardan kurulmak için tekrar en iyi yaptığa işe dönüyor; rol yapıyor boş konserve kutusu.
Aaaa fazla uzattım bende bu sefer. Kamuran YÜCE'nin yalnızlığı çok iyi özetlediği üç dizelik bir şiiri vardır onunla sonlandırayım yazımı;
Sen gelsen,
Yatağımın ucuna otursan,
Ellerin üşümüş olsa.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder