İşte gene yatağımda yatıyorum, dışarıda yağmur çiseliyor, burnumda yağmur yüzünden yıkayıp içeri asmak zorunda kaldığım temiz çamaşırların kokusu, kulağımda le cafe çalıyor,
komidinimde bir bardak ballı soğuk süt, elimde tabletim konuşmuyor yazıyorum içimden gelenleri. Ne mi geliyor içimden.
Beni kim sever ki yani neden sevileyim ki ben. Güzel görünümlü birisi değilim zaten insanlarda arada sadece mimikleri beğendiklerini söylüyorlar, konuşmak dersen evet konuştum mu tam konuşuyorum ama genel olarak muhabbetlere katılmıyorum, konuyla ilgili espri yapabilirsem yapıyorum sadece, hatta etrafa boş boş bakınıyorum arkadaş ortamında benim onları dinlemediğimi düşünüyorlardır büyük ihtimalle halbuki kullandıkları her kelimeyi öylesine analiz ediyorum ki boş boş bakınırken insanlar hakkında kesin yargılara ulaşabiliyorum.
Neyse sonuçta sevmediğim varlıkların benide sevmesini beklemem açıkçası ama bu insan sevmeyen yaratığa kendini sevdiren, sevmiyorsa eğer beni ciddi anlamda çökerim çünkü bu insan öyle birisi ki biraz yanında takılınca insanları hemen çözebilmeme rağmen onu çözemiyorum hep biryerlerde kalıyorum bilmiyorum ama belki onunda benliğini okursam kötü şeylerle karşılacağım için buna engel oluyordur beynim.
Zaten en iyisi insanları tanımadan onların içlerini dışlarını bilmeden, düşünmeden sevmek değilmidir.
Peki ama bu boş konserve kutusunun her sevgisi karşılıksız kalmak zorundamı? Hiçbir zaman istediği gibi birisine sarılamayacak mı bu şahıs? Mutluluğu hep saniyelerle mi yaşayacak? Kimsenin hayatına bir iz bırakmadan doğduğundaki ve çocukluğundaki gibi yalnız mı kapatacak gözlerini?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder