İnsanları hazetmeyen,tiyatro delisi,edebiyata ve şiire düşkün,kitaplarla yaşayan,kedilerden hoşlanan,böceklere ilgisi olan,nostaljiyi seven ama modernizmi savunan,az gelişmiş çok bilmiş bir tosbağnın kafasının içine hoşgeldiniz
29 Ekim 2014 Çarşamba
Harika
Sevilmediğim yetmiyormuş gibi şimdi birde benimle konuşmakta istemiyorlar. Harika gene en başa dönüyoruz gene herkese yabancı olucam arkadaşlarım da benden uzaklaşmaya başladı üstelik birileriyle konuşmaya ihtiyacımın olduğu bu zamanlarda. Kendime acıyorum artık hayır nasıl bir günah işledim nasıl bir beddua yedim de bu hale geldim anlamıyorum. Herkes her şey beni yalnız bırakmak zorunda sanki. Hiçbir zaman kimseyle kuvvetli bir bağ kuramamamın nedeni ne ki. Neden tümü beni kestirip atmaya çalışıyor. Planladığım yada hayalini kurduğum hiçbişey gerçekleşmemeli diye bir kural var ve her insanda bu kurala uyuyor gibi. Beynim hiç boş kalmıyor son zamanlarda ve beynimi işgal eden bu şeyler çok acıtıyor gerçekten. Murphy ninde dediği gibi mutlu olduğunuz zaman kaygılanmayın geçecektir.
28 Ekim 2014 Salı
Yeter artık
Yeter artık !
Sarılmak istiyorum, bütün kemiklerini hissedene kadar senin.
Eğilip kulağına fısıldamak istiyorum seni sevdiğimi.
Yanında konuşacak hiçbişey bulamayıp sus pus oturup gözünün içine bakmakla yetinmekten bıktım artık.
Ama zaten hayatımdaki 3-5 insandan birisisin sende gidersen eğer napıcam ben.
Bıktım artık etrafımda öpüşüp koklaşan mutlu çiftler görmekten üstelik en yakın arkadaşlarımda birbiriyle sevgiliyken. Sürekli aynı ortamda bulunduğumuzdan onları izlemekten bıktım artık.
Bide onları çektiğim yetmiyormuş gibi yalnızlığımdan bahsedip biraz onlarla ilgilenmeyince trip te yiyorum. Oldu ben de zaten rahibe teressa olucam dimi herkesin yardımına koşayım herkesle ilgileneyim benim sorunlarım kimsenin sikinde olmasın peki madem öyle bundan sonra artık rol yapmak yok mutlu rolü yapmak. Artık o mutsuz asık suratlı insanların yaşam enerjisini emen, gerçek bana alışması lazım herkesin. Bundan sonra böyle. Hayat amacımı anladım, ben başkalarının mutluluğunu izlemek için gönderilmişim dünyaya. Bana demişler ki git oraya insanların her türlü derdini sıkıntısını çek, mutluluğu onlar yaşasın, sen iyilik yap, etrafa neşe saç ama senin duygularının ebesi sikilsin fakat sen bunları dışardan izle. Tabi zaten sevdiği bir kulu değilim bence tanrının. Eh o sevmiyorsa başkaları neden sevsin ki beni. Annem babam bile beni doğru düzgün sevmezken. Ben benimle alakası olmayanların sırf ben onları seviyorum diye beni sevmelerini bekliyorum.
Ne kadar acı değilmi hiç kimsenin seni sevmediği duygusuna kapılmak aslında yalnız değilsindir fakat dibine kadar yalnız hissediyorsundur, işte aynen o şekilde sözde etrafımda bir sürü arkadaşım var ama hiçbiri benim kim olduğumu bilmiyor. İçimde yaşadığım acılardan kırılmışlıklardan etrafa bakış açımdan haberleri yok. Onları izlerken ne denli mahvolduğumu içimdeki boşlukların büyüdüğünü bilmiyorlar.
Sarılmak istiyorum, bütün kemiklerini hissedene kadar senin.
Eğilip kulağına fısıldamak istiyorum seni sevdiğimi.
Yanında konuşacak hiçbişey bulamayıp sus pus oturup gözünün içine bakmakla yetinmekten bıktım artık.
Ama zaten hayatımdaki 3-5 insandan birisisin sende gidersen eğer napıcam ben.
Bıktım artık etrafımda öpüşüp koklaşan mutlu çiftler görmekten üstelik en yakın arkadaşlarımda birbiriyle sevgiliyken. Sürekli aynı ortamda bulunduğumuzdan onları izlemekten bıktım artık.
Bide onları çektiğim yetmiyormuş gibi yalnızlığımdan bahsedip biraz onlarla ilgilenmeyince trip te yiyorum. Oldu ben de zaten rahibe teressa olucam dimi herkesin yardımına koşayım herkesle ilgileneyim benim sorunlarım kimsenin sikinde olmasın peki madem öyle bundan sonra artık rol yapmak yok mutlu rolü yapmak. Artık o mutsuz asık suratlı insanların yaşam enerjisini emen, gerçek bana alışması lazım herkesin. Bundan sonra böyle. Hayat amacımı anladım, ben başkalarının mutluluğunu izlemek için gönderilmişim dünyaya. Bana demişler ki git oraya insanların her türlü derdini sıkıntısını çek, mutluluğu onlar yaşasın, sen iyilik yap, etrafa neşe saç ama senin duygularının ebesi sikilsin fakat sen bunları dışardan izle. Tabi zaten sevdiği bir kulu değilim bence tanrının. Eh o sevmiyorsa başkaları neden sevsin ki beni. Annem babam bile beni doğru düzgün sevmezken. Ben benimle alakası olmayanların sırf ben onları seviyorum diye beni sevmelerini bekliyorum.
Ne kadar acı değilmi hiç kimsenin seni sevmediği duygusuna kapılmak aslında yalnız değilsindir fakat dibine kadar yalnız hissediyorsundur, işte aynen o şekilde sözde etrafımda bir sürü arkadaşım var ama hiçbiri benim kim olduğumu bilmiyor. İçimde yaşadığım acılardan kırılmışlıklardan etrafa bakış açımdan haberleri yok. Onları izlerken ne denli mahvolduğumu içimdeki boşlukların büyüdüğünü bilmiyorlar.
27 Ekim 2014 Pazartesi
Bundan eminim
Çok pis triplere giricem şimdi hazır olun.
Neden beni kimse sevmiyor.
Neden kimsenin "sevdiğiniz birisini söyleyin" sorusuna verdiği ilk cevap ben değilim.
Neden sevdiğim her insan benden soğuyup uzaklaşıyor.
Bu kadar sevilmeyecek birisiyim ben.
Ben hiç sevdiğim kadar sevilemeyecekmiyim.
Hiç mi karşılık alamayacağım aşkıma.
Olan hep bana mı olmak zorunda.
Dünyaya yada Türkiyeye oranlayamıycam şimdi ama en azından okuldan örnek veriyim 30 erkek 60 kız olmamıza rağmen beni seven bir kişi bile yok.
Anlamadığım şey sevdiğim insanlara iyi davranmama rağmen neden onların hiçbiri beni sevmiyor.
En çokta acıtan bambaşka bir şekilde sevdiğim birisinin "kanka,kaaarşiim vs." demesi.
Hep böyle olucak dimi, hiç değişmeyecek, hayatıma gerçek anlamda giren hiçkimse olmayacak dimi.
Evet olmayacak biliyorum çünkü yukarıda biryerlede olanlarda sevmiyorlar beni. Buna eminim.
26 Ekim 2014 Pazar
Yarım kalmışlık
Yarım kalmış günler,
Yarım kalmış sevmeler,Yarım kalmış insanlar,
Yarım kalmış aşklar,
Yarım kalmış müzikler,
Yarım kalmış yollar,
'la dolu değilmidir hayat,
Yap boz parçaları bile birbirlerinin yarısıyken.
?
İşte gene yatağımda yatıyorum, dışarıda yağmur çiseliyor, burnumda yağmur yüzünden yıkayıp içeri asmak zorunda kaldığım temiz çamaşırların kokusu, kulağımda le cafe çalıyor,
komidinimde bir bardak ballı soğuk süt, elimde tabletim konuşmuyor yazıyorum içimden gelenleri. Ne mi geliyor içimden.
Beni kim sever ki yani neden sevileyim ki ben. Güzel görünümlü birisi değilim zaten insanlarda arada sadece mimikleri beğendiklerini söylüyorlar, konuşmak dersen evet konuştum mu tam konuşuyorum ama genel olarak muhabbetlere katılmıyorum, konuyla ilgili espri yapabilirsem yapıyorum sadece, hatta etrafa boş boş bakınıyorum arkadaş ortamında benim onları dinlemediğimi düşünüyorlardır büyük ihtimalle halbuki kullandıkları her kelimeyi öylesine analiz ediyorum ki boş boş bakınırken insanlar hakkında kesin yargılara ulaşabiliyorum.
Neyse sonuçta sevmediğim varlıkların benide sevmesini beklemem açıkçası ama bu insan sevmeyen yaratığa kendini sevdiren, sevmiyorsa eğer beni ciddi anlamda çökerim çünkü bu insan öyle birisi ki biraz yanında takılınca insanları hemen çözebilmeme rağmen onu çözemiyorum hep biryerlerde kalıyorum bilmiyorum ama belki onunda benliğini okursam kötü şeylerle karşılacağım için buna engel oluyordur beynim.
Zaten en iyisi insanları tanımadan onların içlerini dışlarını bilmeden, düşünmeden sevmek değilmidir.
Peki ama bu boş konserve kutusunun her sevgisi karşılıksız kalmak zorundamı? Hiçbir zaman istediği gibi birisine sarılamayacak mı bu şahıs? Mutluluğu hep saniyelerle mi yaşayacak? Kimsenin hayatına bir iz bırakmadan doğduğundaki ve çocukluğundaki gibi yalnız mı kapatacak gözlerini?
25 Ekim 2014 Cumartesi
Ah biz insanlar
Şehrin havasını seviyorum da,
Birde şu kömür kokuları olmasa,
Sarılarak ısıtsa,
İnsanlar birbirlerini.
Mutlu olsa,
Sevgiyle dolsa,
Yarın yokmuşçasına,
Tüm canlılar.
Umarsızca sarılıp,
Sonsuzca sevseler,
Kalplerini dillendirseler,
Gözleriyle sussalar.
Aşık olup,
Söyleyemeseler de birbirlerine,
Hayata anlam veremeyip,
Hayata anlam veremeyenlerle,
Hayata anlam vermeye çalışıp,
Gökyüzüne dalıp,
Kaybolsalar yıldızlarda.
Kırmızı renkli tramvaylarda,
Umuda doğru sürüklenip,
Özgürlüğe kanat çırparak,
Yıksalar tabuları.
Sokakta sarılanlara ceza kesip,
Yargılamaktansa samimiyeti,
Bu kahrolası düzene karşı çıkıp ,
Devirseler su kaçmış şu ahlakı.
Mürekkep akmayan yerlerde yetişmişlere,
Okuyup ta gelişmemişlere,
Gelişip te kendine gelememişlere,
Anlatsalar ya,
Medeniyetin askıda kalmışlığını.
Yalnız kalınca müzikte bulsalar sevinci,
Günlüklere kussalarda gönüllerini,
Sözde temiz yürekleriyle,
Serseler tüm kirlenmişliklerini.
Yaşanılası bir memleket,
Kılsak ya bu alemi.
24 Ekim 2014 Cuma
Neden hep mutlu kalamıyoruz ki ?
Ohh bee abartışım ben olayı. Bugün herşey yolundaydı ve bugün birkez daha anladım ki ben onu cidden çok seviyorum ya. Bakalım umarum boşbirkonservekutusu gene mutsuz olmaz çünkü ne zaman işler yolunda gitse ve mutlu olsam hemen bozuluyo o hava illaki birşey oluyor. Hayır zaten evreni çözmekte zorlanıyorum bide gelmiş bana diyorlar ki işte nekadar çok gülersen okadar çok ağlarsın, her mutluluktan sonra mutlaka üzücü şeyler olur... bla bla bla. Banane bee ben öyle olmasını istemiyorum ben hep mutlu olayım sadece ben değil başkalarıda hep mutlu olsun hasta olmadıkça acımasın canımız ne gerek var yani mutluluk kötü birşeymide bukadar kısa sürüyor. Babam bukadar güzel pasta yapmayı nerden öğrendi ?
Kafamda deli sorular :D
23 Ekim 2014 Perşembe
Daha az görüşelim bundan sonra
Birisinin senin omzuna yatması (ve de o kişinin sevdiğin insan olması) ne kadada güzel bişeymiş öyle yaaaa. Diye başlayan kısa muhabbetler ve (böcek fobisine rağmen) birlikte tırtıl toplamakla devam eden günün sonunda bana benzemeye başladığını ve artık daha az görüşmemiz gerektiğini söylemesiyle böyle bi günün ağzına sıçanlarada selam olsun burdan.
Of ne dertli işmiş bu arkadaş. Bide anlamadığım yer herşey normalken (fazla mutluyken de diyebiliriz) neden yani daha az konuşalım falan. Üstelik bu yaratık bugün okadar mutluydu ki yukarıda saydıklarım dışında tesadüfen okadar çok işarette geldi ki.Hayır abartıyormuyum acaba diye düşünüyorum ve umarım abartıyorumdur. Ne bu yani birden dank diye geldi oturdu kalbime. Oofff
Neyse pesetmek yok boşbirkonservekutusu pesetmek yok yola devam aşk için herşeyi yapacaksın. Nokta.
22 Ekim 2014 Çarşamba
Kısa kesilmiş tırnak acısı
Tırnağnızı çok kısa kesince acıyo ya birkaç gün işte sikiyim ben o acıyı. Ya kendine gelsene sen biraz sen tırnaksın senin işin biyeri kaşımak yada bişeyin paketini açmak ha bide antep fıstığının kabuğunu soymak sen beyin veya kalp değilsin, yalnızlık hiç değilsin nasıl acı verebilirsin lan sen bana. Hayır ne bu yani koca bir parçanı senden ayırdık diye trip falan mı atıyosun ? Eğer öyleyse en lazım olduğun zamanda böyle koli bandının ucu falan kaybolduğunda hiçbir işe yaramıyosun ya onların hepsinin tribini sana bi atarım kendine gelemezsin. Ama tabi ben iyi niyetli birisiyim böyle bir şey yapmıycam o yüzden kendine gel !
(Ne yazıyorum ben yaaa :( yalnızlık iyice kafama vurdu, tırnağımla kavga ediyorum :( beni takmayın siz )
(Ne yazıyorum ben yaaa :( yalnızlık iyice kafama vurdu, tırnağımla kavga ediyorum :( beni takmayın siz )
İşte öyle birşey
Hani sabah uyanınca yatağınızın içinde oturup beklersiniz ya, işte ozaman aklınıza o gelir,
Hani uyumadan önce kulaklığınızı takıp boş boş tavana bakarken onunla ilgili hayaller kurarsınız,
Hani rüzgarlı bir havada üstünüzde kapşonlunuzla yolda yürürken sol yanınızda bir eksiklik hissedersiniz,
Hani yüz yüze, göz göze gelirsiniz ama hiçbir şey çıkmaz ya ağzınızdan,
Hani gördüğünüzde ağzını burnunu yemek istersiniz sonra sadec bi naber diyip susarsınız,
Hani sizinle konuşmak ister ya,
Hani bütün gün onu görüp onunla konuşup ona sarılamadan ve onu öpemeden eve gelip boş duvarlara dalarsınız,
Hani seviyor gibi de sevmiyor gibidir ya,
Hani size biraz gülümser yada sizi bi şekilde mutlu eder de antidepresan içmiş gibi sırıtırsınız,
Hani bazen tamam artık söyleyeceğim dersiniz sonra aklınıza bidaha onunla bu kadar bile yakın olamamak gelir,
Hani birkereliğinede olsa size sarılmıştır ve tüm beyninizi, kalbinizi ele geçirmiştir,
Hani kendinizi yalnız hissettiğinizde yastığınıza sarılırsın daha sonra ona sürekli sarılmadığınız için ağlayasınız gelir ya,
Hani tam mesaj atacaksınızdır da yanlış bişey yazarım falan der vazgeçersiniz,
Hani arkadaşlarından sürekli onun hakkında bilgi almaya çalışırsınız,
Hani her onun adını duyduğunuzda kalbinize birşeyler olur,
Hani aslında çok şey söyleyeceksinizdirde sadece gözlerinin içine bakmakla yetinirsiniz,
Hani en yakın arkadaşlarını bile kıskanırsınız,
Hani aşık olmuşsunuzdur ya,
İşte öyle birşey.
Kaybetme korkusu
Bugün düşündüm biraz(her zaman ki gibi). Kocaman bir korkağım ben korkuyorum kaybetmekten. Sevilmediğimi çok sevdiğim birinden duymaktan korkuyorum. Çünkü bir kitapta okuduktan sonra dilime takılan şu " en yakınım,yakınım bile değil,en sevdiğim de beni sevmiyor " sözü korkutuyor beni. Gerçekler eğer ki bunlarsa duymak istemiyorum bunları. Boş konserve kutusu gerçekleri öğrenip mutsuz olmaktan bıktı artık. Biraz yalan söyleyin, söyleyinde yalandanda olsa birazcık mutlu olsun bu yaratıkta, hayatı sevebilmek onunda hakkı. Neyse kaybetme konusuna gelirsek eğer, evet sevdiğim bir insanın hayatımdan çıkmasından çok korkuyorum, üstelik bu onu sevdiğim için olucaksa.
Bir dostla muhabbet ettim ettim bugün. Uzun zamandır yapmadığım bişeyi yaptım. İçimi açtım bir insana. Bana fizik ve matematik teorilerinden bahsetmeye başladı gene kendimi düzgün ifade edemediğimi düşündüm, sonra "sonuçta olasılık diye bir şey yoktur" şeklinde bir cümle çıktı ağzından, işte o zaman anladım olayı. Ama o benim özgüven eksikliğim olmadığını, ben eğerki o kadar çok insanın karşısında rahatça konuşabiliyorsam bir insanın karşısında da konuşabilirmişim. İşte hiç inanmadım buna. Çünkü topluluğa konuşurken hiçbir zaman oradaki insanların gözlerine bakmam ama günlük hayatta -kendimi kelimelerle ifade etmekte zorlandığımdan olsa gerek- çok fazla göz teması kuruyorum insanlarla. Hele birde sevdiğim insanın gözleriyse...
21 Ekim 2014 Salı
Entomoloji
Böceklere olan ilgimi tanım bölümünde de görmüşsünüzdür şimdi onu biraz daha açayım.
Evet ben bir entomolog olmak istiyorum-böcek bilimci-
Böceklere karşı çok özel bir ilgim hem teorik olarak hemde uygulama olarak. Bence dünya böceklerin çünkü o kadar çok sayıda çeşit ve bi okdar bu türlere ait böcek var ki aklınız hayaliniz şaşar. 150.000 keşfedilmiş böcek türü kayıtlarda bulunmaktadır. Onları sevmemin nedeninin ayrıntılara bağlı olduğunu düşünüyorum,her konuda ayrıntılara takılan ve onlarla uğraşmayı seven birisiyim. Böceklerinde üzerlerinde o kadar çok ayrıntıları varki;mesela kanatlarındaki bir nokta bir kelebeği apayrı bir türe dönüştürebiliyor.
Evet ben bir entomolog olmak istiyorum-böcek bilimci-
Böceklere karşı çok özel bir ilgim hem teorik olarak hemde uygulama olarak. Bence dünya böceklerin çünkü o kadar çok sayıda çeşit ve bi okdar bu türlere ait böcek var ki aklınız hayaliniz şaşar. 150.000 keşfedilmiş böcek türü kayıtlarda bulunmaktadır. Onları sevmemin nedeninin ayrıntılara bağlı olduğunu düşünüyorum,her konuda ayrıntılara takılan ve onlarla uğraşmayı seven birisiyim. Böceklerinde üzerlerinde o kadar çok ayrıntıları varki;mesela kanatlarındaki bir nokta bir kelebeği apayrı bir türe dönüştürebiliyor.
Resim öğretmenimin kocasının özel ilgi alanının kelebekler olmasıda muhteşem bir tesadüf oldu eşine benim böcek tutkumdan bahseden hocam daha sonra kocasının artık bitirdiği bu 1988 den kalma "böcekler ve tırtıllar" kitabını bana hediye etti. Amelie filminin üzerimde bıraktığı en büyük etki olan küçük şeylerle mutlu olma özelliğim bir kez daha gösterdi bana kendini bu gün.
Hazır böcekler demişken size geçen sene binbir zorlukla besleyip büyüttüğüm ve onların lüks için kaynatılıp öldürülmelerine izin vermediğim ipek böceklerimi gösteriyim. Dut ağaçlarında yaprak bırakmamış,her sabah kutulardan firar eden onlarca böceği evin içinden toplamıştım.
Bunlarda bu seneki lahana tırtıllarımdan. Fakat bunlar lahana yapraklarıyla birlikte gelen bir parazitin kurbanı oldular :(
Bunlarda okulun bahçesinde bulduğumuz,suda yaşayan dev kermit ve toprağın altında bulduğumuz böcek yumurtaları.
20 Ekim 2014 Pazartesi
Mavi gözlü dev
Biraz fil elştirelim bakalım. (haddim olmayarak :D)
O mavi gözlü bir devdi
Minnacık bir kadını sevdi
Kadının hayali minnacık bir evdi
Bahçesinde ebruli
Hanımeli
Açan bir evdi
Nazım Hikmet çok sevdiğim bir şairdir hem şiirleri hem kitapları hem de düşünceleriyle etkiler beni. Bazen kendimi ona benzetiyorum kolay aşık olabilmesini, insanların onu anlamamasını, şiire ve edebiyata düşkünlüğü ve siyasi kişilik olarak çok yakın hissediyorum kendimi.
Filmde de bu saydığım özelliklerine vurmuşlar Nazım'ın. Mesela Heraklit şiirini her akliyet, her azınlık olarak anlayan ve onu falakaya yatıran cahil polisler var mesela. Heraklit yunan bir filozof olduğunu söyleyince yunanları desteklediğini düşünüp tekrar dövüyorlar nazımı. Sinirden elim ayağım titremedi değil o sahnelerde.
Nazım'ın özel hayatına gelincede hayattan yediği büyük bir tekmeyle karşılaşıyoruz. Büyük aşkı olan Piraye bana kalırsa (okuduğum kitaplardan ve filmden çıkarımım) Nazımı o kadar da sevmiyor. Yani Piraye zaten dul kalmış bir kadın e kendini deliler gibi seven bir adam bulmuş. Adam çocuklarınada iyi davranıyo, az çok parasıda var kalmış yanında Nazım 'ı. Pirayenin Nazımı sevmediğini aslında Nazım da biliyor ve arada bir dillendiriyor bunu. Hiç sevgi sözcüğü kullanmamasından ve sözlerini dinlememesinden anlıyor bunu. E zaten düzenli yürümeyen ve sürekli kavgalar olduğu bu ilişki kopma noktasına geldiğinde dayısının kızı Münevver çıkıyor karşısına ve uzun yıllardır onu çok sevdiğini söylüyor bunun üzerine Münevverin hamlesine karşılık veren Nazım bir anlık şehvete kapılıp aldatıyor Pirayeyi ama bu iş Münevverle de yürümez çünkü o da evli ve çocuğu olan bir kadın, eşinden boşanıcağını söylüyor Nazıma. Pirayenin kulağına gidiyor tabi bu ve tamamen terk ediyor Piraye Nazımı bunun hemen ardından Münevver de attığı bir mektupla kocasından ayrılmayacağını vazgeçtiğini bildiriyor.
Ve nazımın hayatın sillesini bir kez daha yiyor. Böyle değerli bir adama yapılan haksızlıklardan birisi daha :)
Öfff ne konuştum beee :) film eleştirisinden çok Nazıma hayranlığımı yazdım galiba.
"Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala"
O mavi gözlü bir devdi
Minnacık bir kadını sevdi
Kadının hayali minnacık bir evdi
Bahçesinde ebruli
Hanımeli
Açan bir evdi
Nazım Hikmet çok sevdiğim bir şairdir hem şiirleri hem kitapları hem de düşünceleriyle etkiler beni. Bazen kendimi ona benzetiyorum kolay aşık olabilmesini, insanların onu anlamamasını, şiire ve edebiyata düşkünlüğü ve siyasi kişilik olarak çok yakın hissediyorum kendimi.
Filmde de bu saydığım özelliklerine vurmuşlar Nazım'ın. Mesela Heraklit şiirini her akliyet, her azınlık olarak anlayan ve onu falakaya yatıran cahil polisler var mesela. Heraklit yunan bir filozof olduğunu söyleyince yunanları desteklediğini düşünüp tekrar dövüyorlar nazımı. Sinirden elim ayağım titremedi değil o sahnelerde.
Nazım'ın özel hayatına gelincede hayattan yediği büyük bir tekmeyle karşılaşıyoruz. Büyük aşkı olan Piraye bana kalırsa (okuduğum kitaplardan ve filmden çıkarımım) Nazımı o kadar da sevmiyor. Yani Piraye zaten dul kalmış bir kadın e kendini deliler gibi seven bir adam bulmuş. Adam çocuklarınada iyi davranıyo, az çok parasıda var kalmış yanında Nazım 'ı. Pirayenin Nazımı sevmediğini aslında Nazım da biliyor ve arada bir dillendiriyor bunu. Hiç sevgi sözcüğü kullanmamasından ve sözlerini dinlememesinden anlıyor bunu. E zaten düzenli yürümeyen ve sürekli kavgalar olduğu bu ilişki kopma noktasına geldiğinde dayısının kızı Münevver çıkıyor karşısına ve uzun yıllardır onu çok sevdiğini söylüyor bunun üzerine Münevverin hamlesine karşılık veren Nazım bir anlık şehvete kapılıp aldatıyor Pirayeyi ama bu iş Münevverle de yürümez çünkü o da evli ve çocuğu olan bir kadın, eşinden boşanıcağını söylüyor Nazıma. Pirayenin kulağına gidiyor tabi bu ve tamamen terk ediyor Piraye Nazımı bunun hemen ardından Münevver de attığı bir mektupla kocasından ayrılmayacağını vazgeçtiğini bildiriyor.
Ve nazımın hayatın sillesini bir kez daha yiyor. Böyle değerli bir adama yapılan haksızlıklardan birisi daha :)
Öfff ne konuştum beee :) film eleştirisinden çok Nazıma hayranlığımı yazdım galiba.
"Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala"
19 Ekim 2014 Pazar
Benim yalnızlığım insanlarla dolu
Benim yalnızlığım insanlarla dolu. Diyerek başlıyorum yazıma. Gerçekten etrafımda bu kadar fazla insan varken nasıl yalnız kalabildiğime şaşırmıyor değilim. Bu her ortamda kendimi rezil edebilme yeteneğimle aynı sınıfta yer alıyor galiba.
Neden yaptığımı bilmiyorum ama soyutluyorum kendimi insanlardan. Tek kurtarıcım kulaklığım oluyor, bir sürü gereksiz insanın olduğu yerde.
Aslında konuşmak benim en iyi yaptığım işlerden birisi tiyatroda doğaçlama yeteneğim oldukça gelişti tabi bide kendi kendime ve sayın Tanrı'yla konuşmalarımda var. Ama insanlarla bir araya gelince ne onları dinleyebiliyorum nede konuşmak geliyor içimden. Düşündüğüm,yaşadığım ve hissettiklerimi hep içime atıyorum. Biriktiriyorum onları beynimde ve kalbimde.
Evet bu insan sevmeyen yaratığa, kendini sevdiren de var, o apayrı bir konu ordada aynı durumdayım. Her ne kadar ağzımdan konuşmasamda gözlerimle insanlara çok şey anlatabildiğimi düşünüyorum. Ama bu konuşamam ve dış görünüşümden nefret etmemle birlikte gelen özgüvensizlik batırıyor beni.
Neyse sonuçta bu boş konserve kutusu aslında ağzına kadar dolu hatta hava bile kaçırmaya başladı ama bunu anlayabilen yok. Çünkü boş konserve kutusu insanlar ona ilişmesin diye hep gülüyor ve pozitif enerji saçıyor ama her nekadar inkar etsemde bende bir insanım yoruluyorum ara sıra ve o zaman boş konserve kutusu somurtup,sakinleşiyor ve gerçek yüzünü gösteriyor fakat tam o anda gelip ona moral vermeye çalışan(!) insanlardan kurulmak için tekrar en iyi yaptığa işe dönüyor; rol yapıyor boş konserve kutusu.
Aaaa fazla uzattım bende bu sefer. Kamuran YÜCE'nin yalnızlığı çok iyi özetlediği üç dizelik bir şiiri vardır onunla sonlandırayım yazımı;
Sen gelsen,
Yatağımın ucuna otursan,
Ellerin üşümüş olsa.
18 Ekim 2014 Cumartesi
Beni Paris'e atsana galip abi :)
Galip abi benim servis şöförüm. Ona her gün okul çıkışında beni parise götürmesini söylüyorum,o da beni ciddiye alıyo ve bayağı bir konuşuyoruz pasaport işlemlerini nasıl hallediceğimizi, güzergahın nasıl olucağını falan ayarladık :)
Neden Paris e gitmek istediğime gelince, tam bir paris hayranıyım ben çünkü sanatın ve edebiyatın hemen her dalıyla ilgileniyorum bunun en başında tiyatro geliyor 5 yıldır falan profesyonel ekiplelrle tiyatro yapıyorum ve oyunculuğum oldukça beğeniliyor. (Pek te bir mütevaziyim :D)
Neden Paris e gitmek istediğime gelince, tam bir paris hayranıyım ben çünkü sanatın ve edebiyatın hemen her dalıyla ilgileniyorum bunun en başında tiyatro geliyor 5 yıldır falan profesyonel ekiplelrle tiyatro yapıyorum ve oyunculuğum oldukça beğeniliyor. (Pek te bir mütevaziyim :D)
Paris hayranlığımı resim yeteneğimle buluşturduğum bi kağıt parçası :)
Resim yapmayı pek sevmezdim aslında eskiden, resimlerimi hep annem yapardı ama liseye gelince iş değişti, resim öğretmenim beni kuru boyayla resim yapmaya yöneltti. E pariste sonuçta picasso müzesine ev sahipliği yapan bir şehir.
Ayrıca en büyük hayallerim arasındada seine nehri kenarındaki bir cafe de kahvemi yudumlarken kitap okumak ve arada bir kafamı kaldırıp etrafı izlemek. Bu düşünceyle kafamın içindeki dünyayı şekillendirdim.
Aynı zamanda böyle duygusal ve aşk dolu bir insanında pariste yaşamak istemesi oldukça doğal birşey bence
Yaşarım birgün belki
Bu dar sokaklı paris'te
Bir artı bir dairemde
tekir kedilerimle.
Paris te gece yarısı filmini izlediğimden beri içimde yer eden 1960 larda paris te olma düşüncesi sürekli gözümün önüne geliyor. Hep geceleri bir cafede Hemingway ve picassoyla oturup muhabbet ettiğim hayalini kuruyorum.
Bilmiyorum ama belki fransızların soğukluğuda beni cezbediyor olabilir çünkü zaten insanlarla konuşmayı sevdiğim ve sıcak birisi olduğumda söylenemez.
Ahhhh hayaller işte insanı ayakta tutan şeyler değilmidirler.
Merhaba yoldaşlar!
Merhaba yoldaşlar!
İnsanlardan nefret eden ve neredeyse hiçbirini hazetmeyen bu az gelişmiş çok bilmiş yaratığın dünyasına hoşgeldiniz.
İnsanları pek sevmiyorum ve sevmediğimide açıkça belli ediyorum. Evet bende teoride bir insanım ama bunu ben seçmedim ki yani eğer ne olacağıma ben karar verseydim bir kedi yada bir kaplumbağa olmayı isterdim. Hayatı yavaş yaşamayı seviyorum çünkü ve uyuyup uyanıp yemek yiyip tekrar uyumak arada bir de esnemek ve ilgi görmek te istiyorum eh bu da tam olarak ev kedilerinin yaşam formu değil mi zaten :)
İnsanlardan nefret eden ve neredeyse hiçbirini hazetmeyen bu az gelişmiş çok bilmiş yaratığın dünyasına hoşgeldiniz.
İnsanları pek sevmiyorum ve sevmediğimide açıkça belli ediyorum. Evet bende teoride bir insanım ama bunu ben seçmedim ki yani eğer ne olacağıma ben karar verseydim bir kedi yada bir kaplumbağa olmayı isterdim. Hayatı yavaş yaşamayı seviyorum çünkü ve uyuyup uyanıp yemek yiyip tekrar uyumak arada bir de esnemek ve ilgi görmek te istiyorum eh bu da tam olarak ev kedilerinin yaşam formu değil mi zaten :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















